TBMM 23 NİSAN ÖZEL OTURUM
23.04.2026
Millî iradenin hayat bulduğu Gazi Meclisimizin kuruluşunun 106. yıl dönümünde, Yüce Meclisimizi ve konuklarımızı saygıyla selamlıyorum.
Bu anlamlı günü, okullarımızda yaşanan elim saldırıların gölgesinde, derin bir üzüntü ve ağır bir vicdani yük ile idrak ediyoruz.
Bu vesileyle Kahramanmaraş'ta hayatını kaybeden öğretmenimiz Ayla Kara, çocuklarımız Furkan Sancak Balal, Bayram Nabi Şişik, Belinay Nur Boyraz, Zeynep Kılıç, Şuranur Sevgi Kazıcı, Kerem Erdem Güngör, Adnan Göktürk Yeşil, Yusuf Tarık Gül, Kağan Güngör ve Yılmaz Efe Konar’a Allah'tan rahmet, Kahramanmaraş ve Siverek'teki yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.
İlk Meclis’i ayakta tutan temel ilke, duvarında yazan "Onların işleri aralarında istişare iledir" ayetinde vücut bulmuştu. Bugün başucumuzda asılı duran "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" ilkesi ise, kurucu meşveret ruhunun bugünkü adıdır.
Milli egemenlik mirasını korumanın, ilelebet yaşatmanın yolu, onu eksiksiz ve işleyen bir demokrasiyle beraber yüceltmekten geçmektedir.
Unutulmamalıdır ki milli irade; hukukun üstünlüğü, denetim ve dengenin esas olduğu kuvvetler ayrılığı ilkeleri, işleyen ve etkili sivil toplum kültürü ile bir bütündür. Bu ilkeler birbirinin tamamlayıcısıdır ve demokrasinin güvencesidir.
Çocuk Bayramı vesilesiyle bir bakmak lazım, ülkemizdeki çocuklar ne durumda?
• TÜİK ve UNICEF verilerine göre, her 3 çocuktan biri şiddetli maddi yoksunluk çeken hanelerde yaşıyor. Bu çocukların %60'ından fazlası düzenli olarak et, tavuk veya balık tüketemiyor. Araştırmalar sağlıksız gıdalarla alınan kurşun, pestisit ve benzeri maddelerin yetersiz beslenmede bünyeye daha fazla zarar verdiğini göstermektedir.
• Bu çocuklar, sadece gıdaya değil; temiz suya, ısınmaya ve hijyen malzemelerine dahi erişmekte zorlanıyor.
• Aç karnına okula giden çocuklarımızın odaklanma süresi kısalıyor, bilişsel gelişimi yavaşlıyor. Bu durum, eğitimdeki fırsat eşitsizliğini kalıcı hale getiriyor.
• Beslenme çantasını dolduramayan çocuklarımız, okul ortamında psikolojik olarak içe kapanıyor ve kendini dışlanmış hissediyor.
• Sadece geçen yıl 600 binden fazla çocuk eğitim sisteminden koptu. En belirgin gerekçe yoksulluk.
• Raporlar, çocuk işçi sayısının 1,5 milyona yaklaştığını öngörüyor; 2025 yılında en az 94 işçi çocuk hayatını kaybetti. Bu, şimdiye kadar kaydedilen en yüksek yıllık sayıdır.
Gerçek bir 23 Nisan kutlaması, çocuklarımızın içinde bulunduğu bu vahim tablonun ortadan kaldırılmasıyla mümkündür.
Bu ülkenin çocukları fırsat eşitliğinden yoksunsa; gençlerimiz mutsuz ve umutsuz ise, eğitimlerinin ve emeklerinin karşılığını alamıyor, açlık sınırının altında kalan maaşlarla yetinmek zorunda kalıyorsa; aileler, evladının geleceğine güvenle bakamıyorsa, vatandaş dertlerinin Meclis eliyle çözülebileceğine dair inancını yitiriyorsa, şapkayı önümüze koyup düşünme vaktidir.
Araştırmalar, gençlerimizin bir yolunu bulup ülkeyi terk etmeye çalıştığını göstermektedir. Bu durum, ülkenin özgürlük ve adalet iklimindeki daralma, geleceğe dair umut ve güvendeki aşınmanın somut göstergesidir.
Beyin göçü ile kaybettiğimiz nitelikli iş gücü gibi, sermayemiz de ülkeyi terk etmektedir.
Son bir yıl içinde 20 milyar doları bulan sermaye çıkışı, tıpkı beyin göçünde olduğu gibi, “güvensizlik” halinin bir yansımasıdır.
Sokağın da piyasanın da sürekli hatırlattığı tek bir gerçek vardır: Güvenin tesis edilmediği bir sistemde kimse bırakınız yarına, bugüne dahi yatırım yapmaz.
Başkanlık sistemine geçiş ile güçler ayrılığının ve güçler arasındaki dengenin neredeyse yok olması, adalet mekanizmaları ve devlet kurumlarındaki kapasite kaybı sisteme güven duygusunun yitirilmesine sebep olmuştur.
Güven hissinin zayıflamasının sonuçları, aile üzerinde de görülmektedir. Aile, umudun ve yarına duyulan güvenin yeşerdiği yerdir. Gençler yeni bir hayatı filizlendirme konusunda tereddüt yaşıyorsa, bunun temelinde yarının ne getireceğine dair duyulan o derin belirsizlik yatmaktadır.
Gündüz kuşağı programları ve iktidar kontrolündeki dizi sektörünün yıkıcı etkisi ise bu konuşmaya sığmayacak derinlik ve uzunlukta bir mevzudur.
Hukuk ve adalet sorunları, ekonomik refahın azalması, özgürlük ve mutluluk hissinin kaybı ile birlikte güven duygusu da hızla aşınmaktadır.
Güvenin aşındığı yerde gelecek tasavvuru bulanıklaşır. Ne acıdır ki bu yıl yapılan bir araştırma, Türkiye’de insanların %84’ünün bir başkasını güvenilmez bulduğunu tespit etmiştir.
Güvensizlik iklimini gösteren bu tablo, toplum ve ruh sağlığı bakımından da derin bir kırılmaya işaret etmektedir.
Vatandaşlarımızı kendi yarınına, insanına ve devlet kurumlarına güvenir hale getirmek zorundayız.
Nüfusumuzdaki çocuk oranının ve doğurganlık eğiliminin belirgin bir şekilde azalışı sadece küresel eğilimlerle açıklanamaz. Evlenme ve doğurganlık istatistiklerinin 2018 sonrası trajik kırılımı tesadüfle açıklanamaz. Gençler evlenemiyor, evlenenler çocuk sahibi olmaya korkuyor. Bu durumu, ülkede yönetime ve topluma sinen ruh halinden bağımsız değerlendiremeyiz.
Ülkemizi sarsan başka bir tehdit de bağımlılıklardır.
“Hayal kuramayan, günü idare eden, hatta anı yaşayamayan bir gençlikten ne umululabilir?” sorusu kritiktir.
Geleceksizlik duygusunun yaygınlaştığı, dijitale bağımlı, sosyal yaşamdan kopan ve şiddeti meşrulaştırma eğilimi taşıyan bir gençlik, artık gözümüzü kapatamayacağımız bir gerçekliğe dönüşmüştür. Teknoloji bağımlılığı nedeniyle hastanelerde tedavi gören evlatlarımız dahi vardır.
Diğer yandan Yeşilay’ın tespitlerine göre kumar ve bahis belası, ilk defa madde bağımlılığının önüne geçmiştir. Bağımlıların madde kullanımı arttığı gibi, maddeye başlama yaşı da düşmektedir.
Kumar ve bahis, bireysel bir zaaf ya da asayiş sorunu olmaktan çıkmıştır. Karşımızda yuvaları yıkan, alın terini tüketen, gençleri borçla, aileleri çaresizlikle baş başa bırakan çok yönlü bir toplumsal yıkım tablosu durmaktadır.
Kolay kazanç vaadiyle başlayan bu karanlık düzen, kısa sürede güveni, huzuru ve aileyi tahrip eden bir sarmala dönüşmektedir. Bu çıkmaz yolun en acı sonucu ise intiharlardır.
Sayın Cumhurbaşkanı'nın elinde topladığı yetkiler ve etki alanı, başta kumar ve bahis olmak üzere, aileyi tahrip eden gündüz kuşağı programlarını ve dizi sektörünün sorunlu yönlerini bir gecede yerle yeksan edebilecek kudrettedir. Bu yetki ve kudrete rağmen bu adımların neden atılmadığı izaha muhtaçtır.
TÜİK dahil olmak üzere tüm araştırmalar göstermektedir ki toplumun ekserisi; aileler, gençler ve çocuklar huzursuz, güvensiz, mutsuz, umutsuz ve depresiftir.
Toplumsal çözülmenin, aileyi sarsan ve gençliği kuşatan tehditlerin görmediği devlet kudretinin; siyasi alanı tanzim, kayyım ve soruşturma mühendisliği olarak devreye sokulduğu görülmektedir.
Demokratik düzene inancın zayıfladığı, yargı gücünün siyaseti dizayn aracı olarak kullanıldığı bir ülkede ne millî egemenlik tam manasıyla korunabilir ne de demokrasi sahici biçimde yaşatılabilir. Demokratik siyasi süreçlere inancın zayıflatılması ise bu ülkeye yapılacak en büyük kötülüktür.
Önemli gündemlerimizden biri de 1 Ekim 2024 sürecidir. Silahların ebediyen susmasına yönelik atılan bu adımı amasız, fakatsız ve açıkça destekledik.
Ancak hepimiz çok iyi biliyoruz ki gerçek barış; siyaset kurumunun güçlendiği, eşit vatandaşlık ilkesinin kök saldığı, Cumhuriyet’in demokrasiyle taçlandığı, devletin ahlaklı-ehil kadrolarca yönetildiği, şeffaf ve öngörülebilir bir hukuk zemininde hayat bulur.
Süreçte yaşanan tıkanıklığın en somut nedeni, hukuki altyapının eksikliğidir. İktidarın artık bir yönetim tarzına dönüştürdüğü; adımlar atılsın, hukuk arkadan gelsin anlayışı; güveni azaltmakta, derin bir belirsizliği ve şüpheyi beslemektedir.
Milletimizin sürece olan desteği devam etse de inancı azalmaktadır. Hayırlı işlerde acele etme ilahi düsturunu da hatırlayarak ilgili yasanın Meclis'e sevki daha fazla geciktirilmemelidir.
Fesih ve silahsızlanma sürecine dahil olmak isteyecek örgüt üyeleri hakkındaki hukuki belirsizlik sürecin başarısını tehdit etmektedir. Yasayı şartlara bağlamak anlamsızdır.
Yapılan ve yapılacak yasal düzenlemeler, devleti; terörle mücadele, egemenlik ve yargılama hakkından alıkoymayacaktır. Bu yasanın çıkmasının devlet aleyhine doğuracağı bir sonuç yoktur.
1984'ten bugüne kadar, bu amaçla doğrudan ya da dolaylı olarak, toplam 11 kez yasal düzenleme yapılmıştır. Birinin daha yapılacak olmasının yaratacağı bir zafiyet veya tehdit söz konusu değildir.
Komisyon tarafından hazırlanan rapor, değerli bir niyet beyanıdır. Ne var ki bu metin meselenin temel sütunları olan tam demokrasiyi ve evrensel hukuku cesaretle sahiplenememiş, bu hususlar zayıf ve temenni seviyesinde kalmıştır.
Vatandaşlarımızın devlete olan aidiyetini güçlendirmek, hak ve özgürlüklerin evrensel standartlarda garanti altına alındığı, şeffaf ve demokratik bir yönetim sistemi ve anlayışı ile mümkündür.
Eli silahlı bir örgüt tasfiye ediliyorken, haklarında soruşturma açılmamış, takipsizlik kararı alınmış, kesinleşmiş beraat kararı almış KHK'lılar başta olmak üzere, askeri öğrenciler, kursiyer teğmenler veyahut da emir-komuta zinciri altında sevk ve idare edilen ancak darbe suçlarından herhangi birini işlememiş mahkumlar hakkındaki hükümlerin Türk yargı makamlarınca daha serinkanlı ve hukuka uygun bir şekilde yeniden değerlendirilmesinin zamanı gelmiştir.
Ülkemiz, özellikle Ortadoğu merkezli büyüyen bir ateş çemberinin ortasında, son derece kritik bir eşikten geçmektedir. Filistin’de ilan edilen ateşkese rağmen saldırılar sürerken, İran’a ve Lübnan’a yönelik saldırılar ve uluslararası toplumun bu durum karşısındaki sessizliği; gücün değil, adaletin merkezde olduğu yeni bir düzene duyulan ihtiyacı açıkça göstermektedir.
Gazze soykırımındaki suç ortaklığını İsrail Parlemontosu’nda övünçle anlatan, gücüne güvenerek İran’a saldıran ülke temsilcisinin güç vurgulu konuşmalarını bize ait platformlarda yapabilmesi bir küstahlık ise, bu konuşmaların cevapsız kalması da büyük bir utançtır.
Bu ateş çemberinde savunma sanayimizin kazandığı millî kabiliyetleri ve ihracat başarıları oldukça kıymetlidir.
SİHA’larımız, uydularımız, gemilerimizle gurur duyuyoruz. Savunma sanayi kapasitemizin ülkemizin devasa büyüklüğüyle mütenasip hale gelmesini, hava savunma ve saldırı kabiliyetinin hızla artmasını umuyoruz.
Milli egemenliği temsil eden Meclisimizin bir sorunu da Genel Kurul’un etkin bir şekilde çalıştırılamamasıdır.
Anayasa’ya göre milletvekilleri tarafından hazırlanması gereken kanun teklifleri Külliye ve bakanlık yetkilerince hazırlanmakta, ilk imzacı milletvekilleri yer yer kanununu savunmakta yetersiz kalabilmektedir.
Torba kanun düzenlemeleri esas uygulama haline gelmiş, ihtisas komisyonları devre dışı bırakılmıştır.
Ne şekilde ve nerede hazırlandığından bağımsız olarak, kanun tekliflerinin hazırlık, komisyon ve Genel Kurul aşamalarında muhalefetin katkısına açılması, yapılacak tenkit ve önerilerin dikkate alınması şüphesiz yasama kalitesini artıracaktır.
Kanunların hangi öncelik sırası ile Genel Kurul'da gündeme geleceğinin dahi belirsiz olması, büyük bir ısrarla gündemde tutulan bir kanun teklifinin veya maddelerin son anda geri çekilmesi gibi mevzular yeterli istişare olmadan, alelacele yürütülen süreçlerin bir sonucudur.
Bu nedenledir ki Cumhuriyet tarihinde ilk kez, yayınlanan bir kanunun yürürlüğü ilgili kabine üyesi tarafından ertelenmiştir.
Önemli bir mevzu da 300’ü aşkın üyeye sahip ittifak partilerinin Genel Kurul’da düzenli olarak 200 milletvekilini tutamayışlarıdır. Milletvekilinin yasa yapmaktan daha önemli bir işi yoktur.
Milletvekillerinin Genel Kurul’da bulunmayışı sadece kişisel sebeplerle açıklanamaz. Bu duyarsızlıkta, milletvekilini yasa yapım süreçlerinde dahi devre dışı bırakan anlayışın etkisi açıktır.
Bu tabloda, vatandaşın sisteme güven duymasını bekleyemeyiz.
Sözlerime son verirken, şu tarihî gerçeği hatırlatmak isterim: Türkiye'nin güvenliği, vatandaşların yarına olan güveninden; devletin bekası ise adaletten geçer.
Bu inançla,
hukukun üstünlüğünün ve kurumsal güvenin yeniden inşa edildiği bir Türkiye
hedefiyle Genel Kurul’u saygıyla
selamlıyorum.