Ekmen’den 23 Nisan’da Türkiye tablosu
23.04.2026
BASIN BÜLTENİ 23.04.2026
Ekmen’den
23 Nisan’da Türkiye tablosu
DEVA Partisi Genel
Başkan Yardımcısı ve Mersin Milletvekili Mehmet Emin Ekmen, 23 Nisan Ulusal
Egemenlik ve Çocuk Bayramı vesilesiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda
yaptığı konuşmada, çocukların içinde bulunduğu koşullardan toplumsal güven
krizine kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulundu.
23 Nisan’ı derin bir
üzüntüyle idrak ediyoruz
Genel Kurul’u selamlayarak sözlerine başlayan Yeni Yol
Partisi Grup Başkanı Ekmen, “Bu anlamlı günü, okullarımızda yaşanan elim
saldırıların gölgesinde, derin bir üzüntü ve ağır bir vicdani yük ile idrak
ediyoruz. Bu vesileyle Kahramanmaraş'ta hayatını kaybeden öğretmenimiz Ayla
Kara, çocuklarımız Furkan Sancak Balal, Bayram Nabi Şişik, Belinay Nur Boyraz,
Zeynep Kılıç, Şuranur Sevgi Kazıcı, Kerem Erdem Güngör, Adnan Göktürk Yeşil,
Yusuf Tarık Gül, Kağan Güngör ve Yılmaz Efe Konar’a Allah'tan rahmet,
Kahramanmaraş ve Siverek'teki yaralılarımıza acil şifalar diliyorum” dedi.
Millî egemenlik
demokrasinin güvencesidir
Millî iradenin önemine değinen Ekmen, “İlk Meclis’i
ayakta tutan temel ilke, duvarında yazan ‘Onların işleri aralarında istişare
iledir’ ayetinde vücut bulmuştu. Bugün başucumuzda asılı duran ‘Egemenlik kayıtsız
şartsız milletindir’ ilkesi ise, kurucu meşveret ruhunun bugünkü adıdır. Unutulmamalıdır ki milli irade; hukukun
üstünlüğü, denetim ve dengenin esas olduğu kuvvetler ayrılığı ilkeleri, işleyen
ve etkili sivil toplum kültürü ile bir bütündür. Bu ilkeler birbirinin
tamamlayıcısıdır ve demokrasinin güvencesidir” açıklamasında bulundu.
Çocukların durumu alarm
veriyor
Ekmen, “Çocuk Bayramı’nda çocuklarımızın durumu nedir?”
diyerek şu ifadeleri kullandı: “•TÜİK ve UNICEF verilerine göre, her 3 çocuktan
biri şiddetli maddi yoksunluk çeken hanelerde yaşıyor ve bu çocukların
%60'ından fazlası düzenli olarak et, tavuk veya balık tüketemiyor. Araştırmalar
sağlıksız gıdalarla alınan kurşun, pestisit ve benzeri maddelerin yetersiz
beslenmede bünyeye daha fazla zarar verdiğini gösteriyor.
•Bu çocuklar, sadece gıdaya değil; temiz suya, ısınmaya
ve hijyen malzemelerine dahi erişmekte zorlanıyor.
•Aç karnına okula giden çocuklarımızın odaklanma süresi
kısalıyor, bilişsel gelişimi yavaşlıyor. Bu durum, eğitimdeki fırsat eşitsizliğini
kalıcı hale getiriyor.
•Yoksul çocuklarımız psikolojik olarak içe kapanıyor ve
kendini dışlanmış hissediyor.
•Sadece geçen yıl 600 binden fazla çocuk eğitim
sisteminden koptu. En belirgin gerekçe yoksulluk.
•Raporlar, çocuk işçi sayısının 1 milyonu aştığını
öngörüyor; 2025 yılında en az 94 işçi çocuk hayatını kaybetti. Bu, şimdiye
kadar kaydedilen en yüksek yıllık sayıdır.
Bu ülkenin çocukları fırsat eşitliğinden yoksunsa;
gençlerimiz mutsuz ve umutsuz ise, eğitimlerinin ve emeklerinin karşılığını
alamıyor, açlık sınırının altında kalan maaşlarla yetinmek zorunda kalıyorsa;
aileler, evlatlarının geleceğine güvenle bakamıyorsa, vatandaş dertlerinin
Meclis eliyle çözülebileceğine dair inancını yitiriyorsa, şapkayı önümüze koyup
düşünmenin vaktidir.”
Güven krizi derinleşiyor
Gençlerin yurt dışına göç ettiğini belirten Ekmen,
“Gençlerimiz bir yolunu bulup ülkeyi terk etmektedir. Bu durum, ülkenin
özgürlük ve adalet iklimindeki daralma, geleceğe dair umut ve güvendeki
aşınmanın somut göstergesidir. Beyin göçü ile kaybettiğimiz nitelikli iş gücü
gibi, sermaye de ülkeyi terk etmektedir. Son bir yıl içinde 20 milyar doları
bulan sermaye çıkışı, tıpkı beyin göçünde gibi, “güvensizlik” halinin bir
yansımasıdır. Sokağın da piyasanın da sürekli hatırlattığı tek bir gerçek
vardır: Güvenin tesis edilmediği bir sistemde kimse bırakınız yarına, bugüne
dahi yatırım yapmaz” ifadelerini kullandı.
Vatandaşları ülkesine,
insanına ve devlet kurumlarına güvenir hale getirmek zorundayız
Ekmen, toplumsal güvenin erezyona uğradığına değinerek,
“Güçler ayrılığının ve güçler arasındaki dengenin neredeyse yok olması, adalet
mekanizmaları ve devlet kurumlarındaki kapasite kaybı sisteme güven duygusunun
yitirilmesine sebep olmuştur. Güven hissinin zayıflamasının sonuçları, aile
üzerinde de görülmektedir. Aile, umudun ve yarına dair duyulan güvenin
yeşerdiği yerdir. Gençler yeni bir hayatı filizlendirme konusunda tereddüt
yaşıyorsa, bunun temelinde yarının ne getireceğine dair duyulan o derin belirsizlik
yatmaktadır. Gündüz kuşağı programları ve iktidar kontrolündeki dizi sektörünün
yıkıcı etkisi ise bu konuşmaya sığmayacak kadar derinlik ve uzunlukta bir
mevzudur. Hukuk ve adalet sorunları, ekonomik refahın azalması, özgürlük ve
mutluluk hissinin kaybı ile birlikte güven duygusu da hızla aşınmaktadır. Ne
acıdır ki bu yıl yapılan bir araştırma, Türkiye’de insanların %84’ünün bir
başkasını güvenilmez bulduğunu tespit etmiştir. Güvensizlik iklimini gösteren
bu tablo, toplum ve ruh sağlığı bakımından da derin bir kırılmaya işaret
etmektedir. Vatandaşlarımızı ülkesine, insanına ve devlet kurumlarına güvenir
hale getirmek zorundayız” şeklinde konuştu.
Aileler, gençler ve
çocuklar huzursuz, güvensiz, mutsuz, umutsuz ve depresiftir
Konuşmasında dijital bağımlılıktan madde bağımlılığına
değinen Ekmen, sözlerine şu şekilde devam etti: “Nüfusumuzdaki çocuk oranının
ve doğurganlık eğiliminin belirgin bir şekilde azalışı sadece küresel
eğilimlerle açıklanamaz. Evlenme ve doğurganlık istatistiklerinin 2018 sonrası
trajik kırılımı tesadüfle açıklanamaz. Gençler evlenemiyor, evlenenler çocuk
sahibi olmaya korkuyor. Bu durumu, ülke yönetimi ve topluma sinen ruh halinden
bağımsız değerlendiremeyiz. Ülkemizi sarsan başka bir tehdit de
bağımlılıklardır. Geleceksizlik
duygusunun yaygınlaştığı, dijitale bağımlı, sosyal yaşamdan kopan ve şiddeti
meşrulaştırma eğilimi taşıyan bir gençlik, artık gözümüzü kapatamayacağımız bir
gerçekliğe dönüşmüştür. Teknoloji bağımlılığı nedeniyle hastanelerde tedavi
gören evlatlarımız dahi vardır. Yeşilay’ın tespitlerine göre kumar ve bahis
belası, ilk defa madde bağımlılığının önüne geçmiştir. Kumar ve bahis, bireysel
bir zaaf ya da asayiş sorunu olmaktan çıkmıştır. Karşımızda yuvaları yıkan,
alın terini tüketen, gençleri borçla, aileleri çaresizlikle baş başa bırakan
çok yönlü bir yıkım tablosu vardır. Bu karanlık düzen, kısa sürede güveni,
huzuru ve aileyi tahrip eden bir sarmala dönüşmektedir. Bu çıkmaz yolun en acı
sonucu ise intiharlardır. Sayın Cumhurbaşkanı'nın elinde topladığı yetkiler ve
etki alanı, başta kumar ve bahis olmak üzere, aileyi tahrip eden gündüz kuşağı
programlarını ve dizi sektörünün sorunlu yönlerini bir gecede yerle yeksan
edebilecek kudrettedir. Bu yetki ve kudrete rağmen bu adımların neden
atılmadığı izaha muhtaçtır. TÜİK dahil olmak üzere tüm araştırmalar
göstermektedir ki toplum, aileler, gençler ve çocuklar huzursuz, güvensiz,
mutsuz, umutsuz ve depresiftir. Toplumsal çözülmenin, aileyi sarsan ve gençliği
kuşatan tehditlerin görmediği devlet kudreti; siyasi alanı tanzim, kayyım ve
soruşturma mühendisliği olarak devrededir. Demokratik düzene inancın
zayıfladığı, yargı gücünün siyaseti dizayn aracı olarak kullanıldığı bir ülkede
ne millî egemenlikten ne de tam manasıyla korunabilir ne de demokrasi sahici
biçimde yaşatılabilir. Demokratik siyasi süreçlere inancın zayıflatılması ise
bu ülkeye yapılacak en büyük kötülüktür.”
Süreçte yaşanan
tıkanıklığın en somut nedeni, hukuki altyapının eksikliğidir
1 Ekim 2024 sürecinin önemli bir gündem olduğunu belirten
Ekmen, “Silahların ebediyen susmasına yönelik atılan bu adımı amasız, fakatsız
ve açıkça destekledik. Ancak hepimiz çok iyi biliyoruz ki gerçek barış; siyaset
kurumunun güçlendiği, eşit vatandaşlık ilkesinin kök saldığı, Cumhuriyet’in
demokrasiyle taçlandığı, devletin ahlaklı ve ehil kadrolarca yönetildiği,
şeffaf ve öngörülebilir bir hukuk zemininde hayat bulur. Süreçte yaşanan
tıkanıklığın en somut nedeni, hukuki altyapının eksikliğidir. İktidarın artık
bir yönetim tarzına dönüştürdüğü; adımlar atılsın, hukuk arkadan gelsin
anlayışı; güveni azaltmakta, belirsizliği ve şüpheyi beslemektedir.
Milletimizin sürece olan desteği devam etse de inancı azalmaktadır. Hayırlı
işlerde acele etme ilahi düsturunu da hatırlayarak ilgili yasanın Meclis'e
sevki daha fazla geciktirilmemelidir. Yasayı şartlara bağlamak anlamsızdır.
Yapılan ve yapılacak yasal düzenlemeler, devleti; terörle mücadele, egemenlik
ve yargılama hakkından alıkoymayacaktır. Bu yasanın çıkmasının devlet aleyhine
doğuracağı hiçbir sonuç yoktur. 1984'ten bugüne kadar, bu amaçla doğrudan ya da
dolaylı olarak, toplam 11 kez yasal düzenleme yapılmıştır. Birinin daha
yapılacak olmasının yaratacağı bir zafiyet veya tehdit söz konusu değildir.
Komisyon tarafından hazırlanan rapor, değerlidir. Ne var ki bu metin meselenin
temel sütunları olan tam demokrasiyi ve evrensel hukuku cesaretle
sahiplenememiş, bu hususlar zayıf ve temenni seviyesinde kalmıştır. Eli silahlı
bir örgüt tasfiye ediliyorken, haklarında soruşturma açılmamış, takipsizlik
kararı alınmış, kesinleşmiş beraat kararı almış KHK'lılar başta olmak üzere,
askeri öğrenciler, kursiyer teğmenler veyahut da emir-komuta zinciri altında
sevk ve idare edilen ancak darbe suçlarından herhangi birini işlememiş
mahkumlar hakkındaki hükümlerin Türk yargı makamlarınca daha serinkanlı ve
hukuka uygun bir şekilde yeniden değerlendirilmesinin zamanı gelmiştir” dedi.
Bu ateş çemberinde
savunma sanayimizin kazandığı millî kabiliyetler oldukça kıymetlidir
Ekmen, Türkiye’nin ateş çemberinin ortasında, kritik bir
eşikten geçtiğini belirterek, “Filistin’de ilan edilen ateşkese rağmen süren
saldırılar, İran’a ve Lübnan’a yönelik saldırılar ve uluslararası toplumun bu
durum karşısındaki sessizliği; gücün değil, adaletin merkezde olduğu yeni bir
düzene duyulan ihtiyacı açıkça göstermektedir. Gazze soykırımındaki suç
ortaklığını İsrail Parlemontosu’nda övünçle anlatan, gücüne güvenerek İran’a
saldıran ülke temsilcisinin güç vurgulu bir konuşmayı bize ait platformlarda
yapabilmesi bir küstahlık ise, bu konuşmaların cevapsız kalması da büyük bir
utançtır. Bu ateş çemberinde savunma sanayimizin kazandığı millî kabiliyetleri
ve ihracat başarıları oldukça kıymetlidir. SİHA’larımız, uydularımız,
gemilerimizle gurur duyuyoruz. Savunma sanayi kapasitemizin, hava savunma ve
saldırı kabiliyetinin hızla artmasını umuyoruz. Milli egemenliği temsil eden
Meclisimizin bir sorunu da Genel Kurul’un etkin bir şekilde
çalıştırılamamasıdır” ifadelerini kullandı.
300’ü aşkın üyeye sahip
ittifak partisi milletvekilleri, Genel Kurul’da 200 milletvekilini tutamamaktadır
Yeni Yol Partisi Grup Başkanı Ekmen, Meclis’in çalışma
şekli ile ilgili görüşlerini ifade ederek sözlerini tamamladı: “Anayasa’ya göre
milletvekilleri tarafından hazırlanması gereken kanun teklifleri Külliye ve
bakanlık yetkilerince hazırlanmakta, ilk imzacı milletvekilleri yer yer
kanununu savunmakta yetersiz kalabilmektedir. Torba kanun düzenlemeleri esas
uygulama haline gelmiş, ihtisas komisyonları devre dışı bırakılmıştır. Kanun
tekliflerinin hazırlık, komisyon ve Genel Kurul aşamalarında muhalefetin
katkısına açılması, yapılacak tenkit ve önerilerin dikkate alınması şüphesiz
yasama kalitesini artıracaktır. Büyük
bir ısrarla gündemde tutulan bir kanun teklifinin veya maddelerin son anda geri
çekilmesi gibi mevzular yeterli istişare olmadan, alelacele yürütülen
süreçlerin bir sonucudur. Bu nedenledir ki Cumhuriyet tarihinde ilk kez,
yayınlanan bir kanunun yürürlüğü ilgili kabine üyesi tarafından ertelenmiştir.
Önemli bir mevzu da 300’ü aşkın üyeye sahip ittifak partisi milletvekillerinin
Genel Kurul’da düzenli olarak 200 milletvekilini tutamayışlarıdır.
Milletvekilinin yasa yapmaktan daha önemli bir işi yoktur. Milletvekillerinin
Genel Kurul’da bulunmayışı sadece kişisel sebeplerle açıklanamaz. Bu
duyarsızlıkta, milletvekilini yasa yapım süreçlerinde dahi devre dışı bırakan
anlayışın etkisi açıktır. Bu tabloda, vatandaşın sisteme güven duymasını
bekleyemeyiz. Sözlerime son verirken, şu tarihî gerçeği bir kere hatırlatmak
isterim: Türkiye'nin güvenliği, vatandaşların yarına olan güveninden; devletin bekası
ise adaletten geçer.”