EKMEN: İmralı ziyaretinin yaratacağı dinamizm ve atılacak somut adımlara odaklanma zamanı
25.11.2025
DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Mersin
Milletvekili Mehmet Emin Ekmen’in, “Komisyonun İmralı kararı ve tartışmaları üzerine
bir değerlendirme” başlıklı yazısı Serbestiyet’te yayımlandı. Ekmen, yazısını
“Özelde İmralı kararı, genelde ise sürece dair soğukkanlı bir değerlendirme
yapma niyetiyle” kaleme aldığını belirterek; Millî Dayanışma, Kardeşlik ve
Demokrasi Komisyonu’nun İmralı’ya gitme kararını, toplumun bu sürece bakışını
ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AK Parti Genel Başkanı sıfatıyla sürece dair
konuşmamasını ele aldı.
Yazıda öne çıkan tespitler şu şekilde:
İmralı’ya gidilmesini savunanlar
Bu sürecin bilindik düşünce ve duygu kalıplarıyla
yürütülemeyeceğini, sürecin kendisine karar verdikten veyahut da süreci
onayladıktan sonra birçok aşamada çok zor iklimlerle karşılaşılacağını, bu
karşılaşmalarda cesaretle ama toplumu da doğru bilgilendirerek ve aydınlatarak
adım atılması gerektiğini savundular.
AK Parti’nin penceresi
AK Parti sessiz bir şekilde olayı yönetmeye çalışsa da
medyası aracılığıyla yaptığı iletişimde, Suriye’de toprak bütünlüğünün
sağlanması için daha net ve açık mesajlara ihtiyaç duyulduğu, Öcalan’ın örgütü
üzerindeki otoritesinin %100 olmadığı, örgütündeki zihinsel ve yapısal
dönüşümleri yürütebilmesi için ziyaretin Öcalan’ın elini güçlendireceğini,
böylelikle Öcalan ile devlet arasındaki mutabakatın da daha kolay hayata
geçirilebileceğini ifade ettiler.
Farkında olunmadan geçilen eşik
Komisyon’a üye veren partilerden Öcalan’la görüşmeye
kategorik olarak karşı çıkan bir parti olmadı. Fiziki ziyarete oy vermeyen
partilerin neredeyse tamamı bir temsil heyeti yerine uzaktan bağlantı yoluyla
Komisyon’un tümünün Öcalan ile görüşmesinin daha doğru olduğunu ifade ettiler.
Yani “Öcalan tek taraflı rolünü oynamaya devam etsin, devlet kurumları dışında
da kimse kendisiyle bir iletişim/muhataplık kurmasın” şeklinde bir tez hiçbir
zaman gündeme gelmedi. Bu durum Öcalan’ın rolüne dair bir normalleşme eşiğinin
sessiz sedasız aşılmış olduğuna da işaret ediyordu.
Toplumun bakış açısını değiştirmek mümkündü
Kent uzlaşısı dosyasının neticelendirilmesi, kayyum
uygulamasından rücu edilmesi, hasta hükümlü tutuklarla ilgili adım atılması,
iddianamelerin yazılması, KHK’larla ilgili birtakım geri dönüşlerin sağlanması,
bazı AİHM ve AYM kararlarının uygulanması gibi adımlar toplumun bu karara bakış
sürecini rahatlatırdı. Bütün öneriler yapılamayabilirdi, yapılmak
istenmeyebilirdi ama bunlardan birkaçı yapılmış olsaydı şu kanaat çok net
olarak topluma aktarılmış olurdu: “Bu süreç, sadece PKK, sadece Öcalan’ı
ilgilendiren ve onlar için sonuç üretecek bir süreç değil. Bu süreç başarıyla
tamamlandığında ülkenin hukuk, adalet, özgürlük ve demokrasi standardı
yükselecek ve bütün vatandaşları kapsayan sonuçlar ortaya çıkacak.”
İktidar bu yönde adımlar atmak bir yana; İstanbul
Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yapmış olduğu gözaltı, tutuklama, cezaevi nakil
kararlarının, yazılmayan iddianamelerin ve uygulanmayan Anayasa Mahkemesi
kararlarının süreç üzerinde nasıl bir stres yarattığını görmek istemedi. Keza
bu girişimin ihtiyaç duyduğu yasal zemin mayıs veya haziran ayında yapılmış
olsa ve şu ana kadar yüzlerce örgüt mensubu bu çağrıya icabet etmiş olsaydı
İmralı’ya ziyarete toplumun bakış açısının değişebileceğini de ifade etmek
mümkün olurdu.
AK Parti Genel Başkanı olarak Erdoğan
Sayın Erdoğan böyle bir ziyarete MİT
Başkanlığı’nın hangi analiz ve ihtiyaçla uygunluk verdiğini anlatmalıydı. Parti
genel başkanları bunun gerçekten bir maslahata tekabül edip etmediği konusunda
kanaat oluşturup, tabanlarını da bilgilendirebilirdi. Oysa Erdoğan bu kritik
kararda “işi Komisyon’a havale etmekle” yetindi. Erdoğan’ın almadığı riski
muhalefet de almadı.
Liderleri bilgilendirme eksikliği
Birçok siyasi parti genel başkanının, böyle bir adım
atılmasının gerekliliğinin farkında olduğuna dair çok sayıda beyanları
kayıtlarda duruyor. Ancak sürece dair yönetim hataları, iktidarın tercih ettiği
iletişim stratejisinin toplumu ikna etmemesi ve toplumda yükselen itirazlar bu
sonucu doğurdu. CHP gibi Yeni Yol Grubu’nu oluşturan partilerin de karar alma
mekanizmalarında toplumdan gelen güçlü itirazların daha etkili olduğu açıkça
ortadadır.
Yaşananlardan gerekli dersleri çıkartıp ziyaretin sürece
katması beklenen dinamizm ve adımlara odaklanma zamanı
Kriz yönetimi, esneklik, anlayış, tahammül, empati,
yaratıcı seçenekler üretme kapasitesi süreçlerin en büyük cankurtaranıdır.
Her iki yönlü yapılacak eleştiri ve değerlendirmelerin
veyahut da kullanılan cevap hakkının muhalefet içi dayanışma ihtiyacını
gözetecek şekilde, sitem sınırları içerisinde yapılması gerektiği açıktır.
Söylemde yaşanacak bir kırılmanın muhalefet seçmenin toplamı üzerinde
yaratacağı etkiler hassasiyetle gözetilmelidir.
Yazısını kişisel bir not ile oylamada neden bulunmadığı
eleştirilerine verdiği yanıtla sonlandıran Ekmen, “Oylamaya katılmamam ayrıca
eleştiri konusu oldu. Bu vesileyle, toplantıda neden bulunmadığımı da açıklamak
isterim. Almanya’nın Bonn şehrinde kurulan QAD Barış Araştırmaları Derneği
tarafından 22 Kasım tarihinde düzenlenecek konferansa 2 ay önce katılma sözü
vermiştim. Teknolojik imkânlar, dünyanın farklı yerlerinde bulunan insanların
‘aynı yerde bulunuyormuş’ gibi toplantılar yapmasına olanak tanıyor. Yeni Yol
Grubu Komisyon Üyeleri gerekli tüm bilgilendirmeleri yaptıktan sonra, takdiri
parti yetkili kurullarına ve Sayın Genel Başkanlara bıraktılar. Örgütlü
siyasetin gereği budur. Aksi durum, sürdürülebilir bir siyasi tutum değildir”
ifadelerini kullandı.
Yazının tamamı: